MASAL

       Gerçek dışı (olağanüstü)  olayları anlatan yazılara masal denir.

       Masallardaki kişilerin bir kısmı padişahlar, prensler, prenseslerdir. Bazıları cin, peri, dev, cadı, ejderha gibi olağanüstü yaratıklardır.  Bazıları da hayvanlar ve cansız varlıklardır.

       Olayların geçtiği devler ülkesi, Kafdağı gibi y.erler gerçek dışıdır. Zaman da belirsizdir.

Masallar, genellikle "Bir varmış, bir yokmuş." sözleriyle başlar. Sonra da tekerleme denilen yarı anlamlı, yarı anlamsız birtakım sözlerle devam eder: "Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Pire berber iken, deve tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken…" gibi.

Masal ve öykü olay anlatan yazılardır. Bu nedenle birbirine çok benzer. Ancak öyküde olaylar, kişiler, yer ve zaman gerçeğe uygundur.  Masalda ise hayal ürünü ve olağan dışıdır.


ALTIN ARMUT (masal)

Bir varmış, bir yokmuş. Bir anne ve babanın üç oğlu varmış. Gel zaman, git zaman kadın ölmüş. Baba çocuklarıyla bir başına kalmış. Bunların evinde bir altın armut ağacı varmış.

Bir gün adamın büyük oğlu,

- Baba, demiş. Şu altın armutlardan padişaha götürsem memnun olur. Beni işe alır.

Babası razı olmuş. Delikanlı da bir sepet armut doldurup yola çıkmış. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Bir çeşmenin başında çamaşır yıkayan yaşlı bir kadına rastlamış. Kadın çalar diye armut dolu sepeti bir kenara koymuş.  Sonra da çeşmeden su içmiş.

Kadın,

-Sepetin pek değerli herhalde. İçinde ne var öyle, diye sormuş.

-Hiç, demiş delikanlı. Padişahın bağına gübre götürüyorum.

-Vardığın yerde gübre bulasın, demiş kadın da.

Az dinlendikten sonra delikanlı yeniden yola koyulmuş. Akşamüstü saraya varmış. Padişaha altın armut getirdiğini söylemiş.

Padişah hediye olarak getirilen sepeti açınca ne görsün? İçi gübre dolu değil mi?
-Tez şu yalancıyı zindana atın, demiş.

Büyük kardeş dönmeyince ortanca kardeş onun işe girdiğini düşünmüş. O da bir sepete armut doldurarak yola çıkmış. Çeşmenin başında çamaşır yıkayan yaşlı kadına rastlamış.  O da ağabeyi gibi sepetini bir kenara koymuş. Çeşmeden su içmiş.

Kadın ona da,

-Sepetin pek değerli herhalde. İçinde ne var öyle, demiş.

-Hiç demiş delikanlı. Padişaha kedi götürüyorum.

-Vardığın yerde kedi bulasın, demiş kadın da.

Delikanlı akşamüstü saraya varmış. Padişah hediye olarak sunulan sepeti açmış.  İçinden hırçın bir kedi fırlamış. Padişahın ellerini çizik içinde bırakmış.

Padişah çok kızıp ortanca kardeşi de zindana attırmış.

Adamın küçük oğlu iki kardeşi de göremeyince kaygılanmış.

-Bunda bir iş var. Hele bir de ben varayım saraya, demiş. Bir sepete ağzına kadar altın doldurup yola koyulmuş. Çeşme başında yaşlı kadına rastlamış.

-Nine sana zahmet olacak ama şu sepeti bir tutuver. Ben de çeşmeden su içeyim, demiş.

Yaşlı kadın,

-Sepetin pek değerli herhalde. İçinde ne var öyle, diye sormuş.

Delikanlı da:

-İçi altın armut dolu. Padişaha götürüyorum, diye yanıtlamış.

Bunun üzerine,

-Vardığın yerde altın bulasın, demiş yaşlı kadın.

Delikanlı akşamüstü saraya varmış. Padişah onu kabul etmemiş. Delikanlı,

- Hiç olmazsa kardeşlerimi görüp öyle döneyim, demiş. Padişah buna da razı olmamış.

Delikanlı da sepeti sarayın merdivenlerine bırakıp yola koyulmuş. Padişah, içinde ne var, diye merak edip sepeti açtırmış. Bir de ne görsün? Sarı sarı armutlar.

Hemen delikanlıyı buldurup huzuruna getirtmiş.

-Dile benden ne dilersen, demiş.

-Emir buyurun kardeşlerimi zindandan çıkarsınlar, demiş. Padişah bu dürüst delikanlının dileğini yerine getirmiş. Üç kardeş sevinç içinde evlerine dönmüşler.Ömürlerinin sonuna kadar da bir daha yalan söylememişler.